Kemal Karpat- Röportaj
“Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini Abdülhamid Han atmıştır”
diyorsunuz. Sultan Hamid’in nasıl katkısı olmuştur modern Türkiye’ye?
Biz Abdülhamid’i hep iki açıdan öğrendik: İstibdat ve Panislamizm.
Medeniyet düşmanı biri olarak tanıttılar bize. Bu imaj, İttihat ve
Terakki döneminde derinleştirildi. Ondan sonra gelen kuşaklar onu Kızıl
Sultan diye bildi. Ama bunların ötesinde
çok başka Abdülhamid var. O, çağını anlayan, düşünen ve ona uymak için
gayret sarf eden biri. Türkiye Cumhuriyeti, onun döneminde oluşan
temeller üzerine kuruldu. Eğitim bunun başında yer alır. Cumhuriyet
elitine şekil veren okullar onun zamanında açıldı. Ulaşım sistemi, tren,
hatta karayolları tamamlandı. Bunların yanında şehirleşme alanında ilk
defa doğru dürüst planlama oldu. Modern basın onun döneminde oluştu.
Modern Türk edebiyatı o zaman başladı. İptida daha eski şüphe yok; ama
olgunlaşma bu devirde başlıyor. Yayınlanan kitapta müthiş artış var.
Bilhassa ilmî eserlerde…
Cumhuriyet’in kurucu felsefesinde 1932 Tarih Kongresi’nin nasıl bir etkisi oldu?
Sayfalar
Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Kültür Topluluğu'nun Blog Sayfasına Hoşgeldiniz. Hoşça vakit geçirmeniz dileğiyle...
Arkadaşlar Facebook Grubumuza da bekleriz.
9 Şubat 2013 Cumartesi
İlber Ortaylı- Röportaj
İlber Ortaylı- Röportaj
Dış basında Türkiye’den, büyüyen ekonomisi ve toplumsal dinamizmiyle XXI. yüzyılın yükselen ülkelerinden biri olarak söz ediliyor. Siz de Türkiye’yi böyle değerlendiriyor musunuz? XXI. yüzyılda değişen ve büyüyen bir Türkiye görüyor musunuz?
İlber Ortaylı:
Türkiye iki önemli şeyi gerçekleştirdi. Birincisi nüfusun dengeli büyümesidir. Nüfusun dengeli büyümesi sağlandı ve üstelik üçüncü dünya ülkelerinden farklı olarak, her şeye rağmen yaygın eğitim verilebiliyor. Daha iyi eğitim veren ülkelere bakıldığında; Batı’da, Avrupa’da eğitimin giderek niteliksizleştiği açıkça görülür. Hatta ben Avrupa’da eğitimin çöktüğünü düşünüyorum. Nüfusun artması ve eğitimin toplumsallaşması Türkiye’nin üniversal ölçekte gelişme ve büyümesinde önemli güçleri olacaktır. Öte yandan da Avrupa’yı sosyal ve ekonomik manada zor zamanlar beklemektedir; toplumun yenilenmesi durmuştur.
Avrupa, XIX. yüzyılın, evrensel uygarlığın değerlerini yaratan geliştiren Avrupası değildir; bu vasıflarını kaybetmiştir.
Dış basında Türkiye’den, büyüyen ekonomisi ve toplumsal dinamizmiyle XXI. yüzyılın yükselen ülkelerinden biri olarak söz ediliyor. Siz de Türkiye’yi böyle değerlendiriyor musunuz? XXI. yüzyılda değişen ve büyüyen bir Türkiye görüyor musunuz?
İlber Ortaylı:
Türkiye iki önemli şeyi gerçekleştirdi. Birincisi nüfusun dengeli büyümesidir. Nüfusun dengeli büyümesi sağlandı ve üstelik üçüncü dünya ülkelerinden farklı olarak, her şeye rağmen yaygın eğitim verilebiliyor. Daha iyi eğitim veren ülkelere bakıldığında; Batı’da, Avrupa’da eğitimin giderek niteliksizleştiği açıkça görülür. Hatta ben Avrupa’da eğitimin çöktüğünü düşünüyorum. Nüfusun artması ve eğitimin toplumsallaşması Türkiye’nin üniversal ölçekte gelişme ve büyümesinde önemli güçleri olacaktır. Öte yandan da Avrupa’yı sosyal ve ekonomik manada zor zamanlar beklemektedir; toplumun yenilenmesi durmuştur.
Avrupa, XIX. yüzyılın, evrensel uygarlığın değerlerini yaratan geliştiren Avrupası değildir; bu vasıflarını kaybetmiştir.
René Descartes-Doğru Akıl Yürütme Yöntemi Üzerine Söylev
René Descartes-Doğru Akıl Yürütme Yöntemi Üzerine Söylev
Sağduyu dünyadaki şeyler içinde bizlere en eşit biçimde dağıtılmış olandır, çünkü herkes kendisinde bolca sağduyu olduğundan emindir, tüm diğer meselelerde asla memnun olmayanlar bile zaten sahip olduklarından daha fazla sağduyuya sahip olmayı pek arzu etmez. (...) Bana gelince, ben asla zihnimin herhangi bir açıdan sıradan insanların zihinlerinden daha mükemmel olduğunu düşünmedim; hatta bazıları kadar hızlı bir düşünme gücüne, kesin ve belirgin bir hayal gücüne veya kapsamlı ve hazır bir hafızaya sahip olmayı istedim. Bunların dışında insan zihnini mükemmelleştiren başka bir nitelik bilmiyorum. İnsanı insan yapan ve vahşilerden ayıran akıl ve duyuların bireylerde tam ve eksiksiz bulunabileceğine seve seve inanırım ve bunu yaparken de azlık veya çokluk sorununun ancak tesadüfler alanında ortaya çıktığını ve aynı türden bireylerin doğalarını veya biçimlerini etkilemediğini söyleyen filozofların ortak fikrini izlerim.
Sağduyu dünyadaki şeyler içinde bizlere en eşit biçimde dağıtılmış olandır, çünkü herkes kendisinde bolca sağduyu olduğundan emindir, tüm diğer meselelerde asla memnun olmayanlar bile zaten sahip olduklarından daha fazla sağduyuya sahip olmayı pek arzu etmez. (...) Bana gelince, ben asla zihnimin herhangi bir açıdan sıradan insanların zihinlerinden daha mükemmel olduğunu düşünmedim; hatta bazıları kadar hızlı bir düşünme gücüne, kesin ve belirgin bir hayal gücüne veya kapsamlı ve hazır bir hafızaya sahip olmayı istedim. Bunların dışında insan zihnini mükemmelleştiren başka bir nitelik bilmiyorum. İnsanı insan yapan ve vahşilerden ayıran akıl ve duyuların bireylerde tam ve eksiksiz bulunabileceğine seve seve inanırım ve bunu yaparken de azlık veya çokluk sorununun ancak tesadüfler alanında ortaya çıktığını ve aynı türden bireylerin doğalarını veya biçimlerini etkilemediğini söyleyen filozofların ortak fikrini izlerim.
Abraham Lincoln-Özgürlük Bildirgesi
Abraham Lincoln-Özgürlük BildirgesiAbraham Lincoln: '' Until every man is free, we are all slaves.''
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’nın Bildirgesi
Yüce Tanrımızın yarattığı 1862 yılının Eylül ayının 22. gününde, diğer unsurların yanı sıra, aşağıdaki hususları da içeren bu bildirge Amerika Birleşik Devletleri Başkanı tarafından yayınlanmıştır.
Yüce Tanrımızın yarattığı 1863 yılının Ocak ayının 1. gününde, herhangi bir eyalette veya eyaletlerin belirli mahallerinde, halkın aksi halde Amerika Birleşik Devletleri’ne isyan içinde olacaklarının kabul edileceği hal ve şart altında, köle olarak tutulan tüm insanlar bu tarihten itibaren ve sonsuza kadar özgür kılınacak ve böylelikle kara ve deniz güçleri dahil olmak üzere, devletin yürütme gücü bu insanların özgürlüklerini tanıyacak ve koruyacaktır ve bu insanların tümüne veya herhangi birine özgürlükleri için yapacakları herhangi bir girişimi bastırmaya yönelik eylem ya da eylemlerde bulunmayacaklardır.
Başkanlığın iradesi; bildirge gereği daha önce bahsi geçen Ocak ayının 1. gününde, eğer vuku bulursa, Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı isyan hareketinde olduğu kabul edilecek insanların içinde yer aldığı eyaletleri tespit edecek, ancak o gün iyi niyetle oy verme hakkı olan insanlarının çoğunluğunun katılımlarıyla, Amerika Birleşik Devletleri Kongresi’ne seçilen üyeler tarafından temsil edilen eyalet ve insanların, aksi yönde kuvvetli şahadet olmadıkça, Amerika Birleşik Devletleri aleyhine isyan içinde olmadığı, bağlayıcı olarak kabul edilecektir.
Max Planck-Bilimsel Otobiyografi
Max Planck-Bilimsel Otobiyografi
Bilim insana gerçek dünyaya dair kesin bilgi verir mi? Max Planck (1858-1947), Newton’un evrenini büyük ölçüde alaşağı eden modern “fizik devrimi”nin önde gelen bilimadamlarından biridir. Yaşamının büyük bir bölümünü Berlin’de teorik fizik profesörü olarak geçirdikten sonra, 1900’de ona dünya çapında ün kazandıran kuantum teorisini geliştirmiştir. Planck’ın bilimle felsefe arasındaki ilişkiye verdiği önem, yirminci yüzyılda fizikte yapılan devrimlerle dünyanın her zamankinden daha gizemli bir hale gelmiş olması sorununa tuz biber eker mahiyetteydi. Planck, aşağıda sunulan konferansını 1941’de, seksen üç yaşındayken hazırlamıştır.
Tam bilim! Zengin çağrışımı olan iki sözcük! İnsanın gözleri önünde taşları sımsıkı örülü yüce bir yapı belirmesine yol açıyor; öyle bir yapı ki, âdeta bilgeliğin hazinesi, hakikat özlemi içinde bilgiye susamış olan insanlığa vaat edilen hedefin sembolü! Ve bilgi güç anlamına da geldiği için, doğada işbaşında olan kuvvetlere dair edindiği her yeni bilgiyle insanın bu kuvvetlere nihayet egemen olabileceğini umut etmesine yol açıyor.
Bilim insana gerçek dünyaya dair kesin bilgi verir mi? Max Planck (1858-1947), Newton’un evrenini büyük ölçüde alaşağı eden modern “fizik devrimi”nin önde gelen bilimadamlarından biridir. Yaşamının büyük bir bölümünü Berlin’de teorik fizik profesörü olarak geçirdikten sonra, 1900’de ona dünya çapında ün kazandıran kuantum teorisini geliştirmiştir. Planck’ın bilimle felsefe arasındaki ilişkiye verdiği önem, yirminci yüzyılda fizikte yapılan devrimlerle dünyanın her zamankinden daha gizemli bir hale gelmiş olması sorununa tuz biber eker mahiyetteydi. Planck, aşağıda sunulan konferansını 1941’de, seksen üç yaşındayken hazırlamıştır.
Tam bilim! Zengin çağrışımı olan iki sözcük! İnsanın gözleri önünde taşları sımsıkı örülü yüce bir yapı belirmesine yol açıyor; öyle bir yapı ki, âdeta bilgeliğin hazinesi, hakikat özlemi içinde bilgiye susamış olan insanlığa vaat edilen hedefin sembolü! Ve bilgi güç anlamına da geldiği için, doğada işbaşında olan kuvvetlere dair edindiği her yeni bilgiyle insanın bu kuvvetlere nihayet egemen olabileceğini umut etmesine yol açıyor.
Baron De Montesquieu-Yasaların Ruhu
Baron De Montesquieu-Yasaların Ruhu
Genel Olarak Yasalara Dair
En genel anlamda yasalar, eşyaların doğasından kaynaklanan gerekli rabıtalardır. Bu anlamda, her varlığın yasaları vardır; Tanrılık’a ait yasalar, maddi dünyanın yasaları, insanüstü zekâların kendi yasaları, hayvanların kendi yasaları ve insanın kendi yasaları vardır. (...)
Demek ki ilkel bir akıl vardır ve yasalar, o ve farklı varlıklar arasında mevcut olan ilişkilerdir ve bunların birbirleriyle olan ilişkileridir.
Tanrı, evrenin yaratıcısı ve kurtarıcısıdır; tüm şeyleri yaratmakta kullandığı yasalar, onları korumada kullandıklarıdır. O, bu kurallara göre hareket eder, çünkü onları bilir; onları bilir, çünkü onları kendisi yapmıştır; onları yapmıştır, çünkü onlar Tanrı’nın bilgeliğine ve gücüne bağlıdır.
Genel Olarak Yasalara Dair
En genel anlamda yasalar, eşyaların doğasından kaynaklanan gerekli rabıtalardır. Bu anlamda, her varlığın yasaları vardır; Tanrılık’a ait yasalar, maddi dünyanın yasaları, insanüstü zekâların kendi yasaları, hayvanların kendi yasaları ve insanın kendi yasaları vardır. (...)
Demek ki ilkel bir akıl vardır ve yasalar, o ve farklı varlıklar arasında mevcut olan ilişkilerdir ve bunların birbirleriyle olan ilişkileridir.
Tanrı, evrenin yaratıcısı ve kurtarıcısıdır; tüm şeyleri yaratmakta kullandığı yasalar, onları korumada kullandıklarıdır. O, bu kurallara göre hareket eder, çünkü onları bilir; onları bilir, çünkü onları kendisi yapmıştır; onları yapmıştır, çünkü onlar Tanrı’nın bilgeliğine ve gücüne bağlıdır.
Platon-Sokrates'in Savunması
Platon-Sokrates'in Savunması
Doğrusu Atinalılar, Meletos’un bana yüklediği kötülüklerin suçlusu
olmadığıma inandırmak için sizi, saptamamı uzatmam gerektiğini
sanmıyorum; dediklerim yeter. Ama daha önce de söylediğim gibi, bana
karşı beslenen düşmanlıklar, günüler sayısız; iyi bilin, doğrudur
bunlar. Suçlu diye yargılı olursam, işte bunlar yüzünden olurum, bu
yüzden yitiririm. Ne Meletos, ne de Anitos1
yüzünden. O leke sürmeler, şu bir yığın adamın çekemezliği yok mu, nice
nice kişilerin yok olmalarına yol açtı, daha da açar elbet; öyle ya bu
kötülük gelip bana dayanmakla kalmaz ki.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




