Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Kültür Topluluğu'nun Blog Sayfasına Hoşgeldiniz. Hoşça vakit geçirmeniz dileğiyle...
Arkadaşlar Facebook Grubumuza da bekleriz.

9 Şubat 2013 Cumartesi

LUCİANO PAVAROTTİ

LUCİANO PAVAROTTİ
Kuşağının en büyük tenoru olarak gösterilen İtalyan sanatçı Luciano Pavarotti 71 yaşında öldü.
Sesinin yanı sıra dünya genelindeki stadyumlarda on binlerce kişiye verdiği konserler ve düet albümleriyle iz bırakan "Büyük Luciano" Pavarotti, sanat çevrelerinin dikkatini ilk kez sahne aldığı Covent Garden’da 1963 yılında çekti.

Aynı yıl yaşamında iz bırakan bir başka olayı daha yaşadı. Pavarotti, Devlet Opera ve Balesi tarafından davet üzerine geldiği Ankara'da başarısız bulunarak geri gönderildi.

Henüz iki yıllık tenor olan ve o yıllarda sesi tam olarak oturmamış Pavarotti, Ankara'nın kuru havasında sesini istediği gibi kullanamadığını farketmişti. Devlet Opera ve Balesi'nden zor bir oyunda tenor olarak davet alan Pavarotti, ilk konserden sonra 'yetersiz' bulunarak geri gönderildi.

“Sistemin vesayetçi müdahaleleri taşıma kapasitesi sona erdi”

SERAP YAZICI: “Sistemin vesayetçi müdahaleleri taşıma kapasitesi sona erdi”

Son yıllarda yargı kurumu etrafında yaşanan “siyasi” krizler, Türkiye’de vesayetçi rejimin direnç noktasının ordudan yargıya kaydığı yorumlarını gündeme getirdi. Yapılan tartışmalarda ortaya çıkan, yargının bir yandan siyaset kurumunun alanını daraltan, diğer yandan kendi içinde sistemin çıkarlarına ve felsefesine aykırı davranan kişi ve kurumlara karşı yaptığı müdahalelerle rejimi kollama ve koruma görevini devraldığı yönünde. Öte yandan son dönemde gerek içeride iktidar ilişkilerinde yaşanan gelişmeler gerekse uluslararası toplumun demokratikleşme baskıları, Türkiye’de yargıyı da kapsayan bir yeniden yapılanmayı zorluyor. Günümüzde akademik ve siyasi gündem, sistemin yeniden yapılanmasının nasıl ve ne şekilde gerçekleştirileceği noktasında düğümlenmiş durumda. Bu bağlamda, yargı reformu ve sivil anayasa gibi öne çıkan meseleler başta olmak üzere Türkiye’de yargı kurumunun gelişimi, sorunları ve bu sorunlara ne tür çözümler üretilmesi gerektiği gibi konuları Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Serap Yazıcı ile konuştuk. 1995’te Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Ana Bilim Dalı’ndan doktora derecesi alan Yazıcı’nın, anayasa hukuku, demokratikleşme, askerî müdahaleler gibi konularda çalışmaları bulunuyor.

Başkanlık sistemi Türkiye’nin geleneklerine dayanıyor

Türk Tarih Kurumu Şeref Üyesi, Wisconsin üniversitesi hocası olan ve Osmanlı tarihi konusunda otorite kabul edilen Karpat: “Başkanlık sistemi Türkiye’nin geleneklerine dayanıyor”

Türk Tarih Kurumu Şeref Üyesi, 87 yaşındaki Tarihçi Profesör Kemal Karpat ile New York Long Island'taki evinde seçim sonrasında yapılması gündeme gelen yeni Anayasa çalışmaları hakkında görüştük. Uzun yıllar ABD'nin önemli eğitim kurumlarından biri olan Wisconsin Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan Karpat, özellikle Osmanlı tarihi konusunda otorite olarak kabul edilen bir isim.

Uzun zamandır Türkiye'de yeni bir anayasa tartışması var. Tarihsel süreç açısından Türkiye'nin anayasa tecrübeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

BEKİR AĞIRDIR- RÖPORTAJ


BEKİR AĞIRDIR- RÖPORTAJ

NEDEN BEKİR AĞIRDIR?

Geçen yıl haziranda yapılan genel seçimlerde AK Parti oyunu daha da arttırarak gene tek başına iktidara geldi. Geçmişte koalisyon hükümetlerinden bunalmış olan Türkiye’de büyük çoğunluk bu sonuçla rahatladı. Bu seçim sonucuyla birlikte Türkiye’de istikrarın ve gelişmenin devam edeceği sanıldı ama beklenen olmadı. Tuhaf bir biçimde seçimlerden sonra çok gergin bir ortama girildi. Uludere olayı, devlet içinde hesaplaşmalar, AK Parti tabanında kapışmalar, MİT krizi, Kürt sorununda güvenlikçi bakışın hâkim olması derken, ülke sallandı ve sertleşti. Bu gergin ortamın oluşturulmasında AK Parti’nin payı büyük oldu. Bir yandan demokratikleşme hamlesini durdurdu, bir yandan da kendisini bu yüzden eleştirenlere karşı tepkilerinde, işi siyasetin kabul edemeyeceği boyutlara vardırdı. Özellikle de Başbakan’ın üslubu, her eleştiriyi düşmanlık olarak gören çok suçlayıcı bir hâl aldı.

KRAL – DEĞİRMENCİ SANS SOUCİ VE ADALET

KRAL – DEĞİRMENCİ SANS SOUCİ VE ADALET

Adalet deyince akla ilk gelen, herkesin hemen hemen bildiği bir deyim vardır : “Berlin’de hâkimler var!..

Deyim nerden geliyor, hikayesine bakalım:

Prusya Kralı büyük Frederik, Postdam ormanlarında gezinirken bir değirmenin bulunduğu tepenin yanındaki alçak bir tepe üstünde durur ve değirmeni satın alarak yerine bir saray yaptırmak ister. Fakat değirmenciyi bu satışa bir türlü razı edemez.

Kemal Karpat- Röportaj

Kemal Karpat- Röportaj

“Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini Abdülhamid Han atmıştır” diyorsunuz. Sultan Hamid’in nasıl katkısı olmuştur modern Türkiye’ye?

Biz Abdülhamid’i hep iki açıdan öğrendik: İstibdat ve Panislamizm. Medeniyet düşmanı biri olarak tanıttılar bize. Bu imaj, İttihat ve Terakki döneminde derinleştirildi. Ondan sonra gelen kuşaklar onu Kızıl Sultan diye bildi. Ama bunların ötesinde çok başka Abdülhamid var. O, çağını anlayan, düşünen ve ona uymak için gayret sarf eden biri. Türkiye Cumhuriyeti, onun döneminde oluşan temeller üzerine kuruldu. Eğitim bunun başında yer alır. Cumhuriyet elitine şekil veren okullar onun zamanında açıldı. Ulaşım sistemi, tren, hatta karayolları tamamlandı. Bunların yanında şehirleşme alanında ilk defa doğru dürüst planlama oldu. Modern basın onun döneminde oluştu. Modern Türk edebiyatı o zaman başladı. İptida daha eski şüphe yok; ama olgunlaşma bu devirde başlıyor. Yayınlanan kitapta müthiş artış var. Bilhassa ilmî eserlerde…

Cumhuriyet’in kurucu felsefesinde 1932 Tarih Kongresi’nin nasıl bir etkisi oldu?

İlber Ortaylı- Röportaj

İlber Ortaylı- Röportaj


Dış basında Türkiye’den, büyüyen ekonomisi ve toplumsal dinamizmiyle XXI. yüzyılın yükselen ülkelerinden biri olarak söz ediliyor. Siz de Türkiye’yi böyle değerlendiriyor musunuz? XXI. yüzyılda değişen ve büyüyen bir Türkiye görüyor musunuz?

İlber Ortaylı:

Türkiye iki önemli şeyi gerçekleştirdi. Birincisi nüfusun dengeli büyümesidir. Nüfusun dengeli büyümesi sağlandı ve üstelik üçüncü dünya ülkelerinden farklı olarak, her şeye rağmen yaygın eğitim verilebiliyor. Daha iyi eğitim veren ülkelere bakıldığında; Batı’da, Avrupa’da eğitimin giderek niteliksizleştiği açıkça görülür. Hatta ben Avrupa’da eğitimin çöktüğünü düşünüyorum. Nüfusun artması ve eğitimin toplumsallaşması Türkiye’nin üniversal ölçekte gelişme ve büyümesinde önemli güçleri olacaktır. Öte yandan da Avrupa’yı sosyal ve ekonomik manada zor zamanlar beklemektedir; toplumun yenilenmesi durmuştur.
Avrupa, XIX. yüzyılın, evrensel uygarlığın değerlerini yaratan geliştiren Avrupası değildir; bu vasıflarını kaybetmiştir.