Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Kültür Topluluğu'nun Blog Sayfasına Hoşgeldiniz. Hoşça vakit geçirmeniz dileğiyle...
Arkadaşlar Facebook Grubumuza da bekleriz.

20 Ekim 2012 Cumartesi

Ahmed Paşa


osmanli donemi kazasker ahmed pasaAhmed Paşa 


Ahmed Paşa (d. 1426 - ö. 1497), 15. yüzyılda Sultan II. Mehmed ve Sultan II. Beyazıd dönemlerinde kazaskerlik, vezirlik, sancak beyliği ve kadılık gibi yüksek görevleri yüklenmiş bir ulema sınıfı mensubu ve çok tanınmış bir Divan Edebiyatı şairidir.


Kendisi Fatih Sultan Mehmet'in öğretmenidir. Ahmet Paşa, Sultan II. Murat saltanat dönemi kazaskerlerinden Veliyüddin bin İlyas Efendi’nin oğludur. Milliyetçilikle ilgili çalışmaları yapan ilk şairdir. Ahmet Paşa’nın nerede ve ne zaman doğduğu bilinmemekte ve değişik yerler ve tarihler ileri sürülmektedir. Latifi'nin Tezkere ‘sinde ve Gelibolulu Ali'nin Kühnü'l-ahbar adlı eserinde Bursa'da doğduğu yazılıdır. Sehî Tezkeresi ve Güldeste yazarı Beliğ ise onun Edirne'de doğduğunu söylerler. Aşikpaşa Tezkeresi yazarı ise, Ahmed Paşa'nın varisi olan amca oğlu Edirneli Nâzır Çelebi'den alınan bilgilere göre, Edirneli olduğunu bildirir. Fuad Köprülü'ye göre , "Edirne’de yaptırılan cami ve imaret vakfiyesinin Veliyüddin tarafından tanzim edildiği ve şairimizin memuriyet hayatı hakkındaki kayıtlar düşünülürse, bu tarihten (830/1426) biraz evvel ya da biraz sonra doğmuştur" (İslâm Ansiklopedisi Ahmet Paşa maddesi). Son zamanlara kadar Edirne’de 'Veliyüddin oğlu' ismini taşıyan bir mahallenin ve mescidin bulunması, Ahmed Paşa’nın Edirne'de doğduğuna dair bir sağlam bir ipucu sayılabilir.

19 Ekim 2012 Cuma

Bîrûnî



Bîrûnî(973-1048)
Orta Asyalı el-Bîrûnî (973-1051 veya 1048) olarak tarihe geçen bu kişi, Harezm’in başşehri ve Türklerin çoğunlukta yaşadığı muhit olan Kas’ta doğdu. Daha 6-7 yaşlarında iken üstün zekâ ve kabiliyeti ile dikkat çeken Bîrûnî, Harzemşahlar’ın sarayında himaye edildi. 11 yaşında iken ilk rasat çalışmalarına başladı. Bu arada dönemin ünlü matematikçisi Ebû Nâsır Mansur’dan fen ilimlerini ve Öklit geometrisi ile Batlamyus astronomisini okudu. 17 yaşına geldiğinde, bir kadranı yarımşar derecelik açılara bölerek Güneş’in meridyen yüksekliğini ölçmeyi başardı. Öğrenme hususunda o kadar azimli idi ki, rasat çalışmaları sırasında güneşe bakmaktan gözleri neredeyse kör olma derecesinde bozulmuş; ancak çalışmalarını bırakmamıştı. Bîrûnî, devrinin ilim adamları ile görüşerek ilmini artırmıştır. Kendisinden yedi yaş küçük olan İbn-i Sina ile fizik, astronomi ve metodoloji hususunda gerek mektupla, gerekse baş başa fikir alışverişinde bulunarak bilgisine yeni bilgiler katmıştır. Bîrûnî 22 yaşında “Gözlemler ve Ölçmeler Dizisi” adını verdiği ilk eserini ortaya koydu. Vefat edinceye kadar Gazne’de çalışmalarına devam etti. Vefat ettiğinde, yaşadığı dönemi eserleri sayesinde “Bîrûnî Asrı” olarak kendisinden sonra gelen ilim adamlarına miras bıraktı. Âdeta İslâm dünyası ile Ortaçağ Avrupa bilim dünyası arasında köprü oluşturdu.

16 Ekim 2012 Salı

Battânî



Battânî(859–929).
Latince Albategnius, Albategni ya da Albatenius olarak bilinen, Arap astronom, astrolog ve matematikçidir. Şu anda Türkiye'de bulunan Urfa şehrinin bir ilçesi olan Harran'da doğmuştur. Dünyanın gelmiş geçmiş en meşhur 20 astronomundan biri kabul edilir. Battânî, ilimdeki gâyesini şu esas üzerine bina eder: “İnsan, Allah’ın  varlığını, birliğini, kudretini ve eserlerinin mükemmelliğini başta astronomi olmak üzere, ilimler sayesinde öğrenebilir. Meselâ şu görünen yıldızlar, üstünde yaşadığımız bu dünya ve dünyanın hareketleri Allah’ın  varlık ve birliğinin açık bir delilidir.”
Güneş, Ay ve gezegenlerin hareketlerini, yörüngelerini daha doğru bir şekilde belirlemeye çalışmıştır. Güneş’in Dünya’dan en uzak bulunduğu noktadaki hareketini keşfetmiş, Dünya’nınkine göre Güneş’in yörünge eğimini ve Dünya’nın dönüş eksenindeki değişme değerlerini bulmuştur.
Battânî, kendi geliştirdiği güneş saati zâtü’l-halak ile Güneş ve Ay tutulmalarını rasat etmiş ve elde ettiği bilgilerle Ay ve gezegen hareketleri hakkındaki bilgileri düzeltmiş. Yaptığı gözlemlerle tam 489 yıldızı sınıflamayı başarmıştır. Battânî, yaptığı bu son derece hassas rasatlar neticesi güneş yılını (tropik seneyi) ilk defa 365 gün 5 saat 46 dakika 32 saniye olarak gerçek değere çok yakın hesaplamıştır. Çağımızdaki son derece gelişmiş teleskoplar ve ilmî hesaplamalar neticesi ise bu değer, 365 gün 5 saat 48 dakika 46 saniye olarak hesaplanmıştır.

13 Ekim 2012 Cumartesi

Ali Kuşçu



ALİ KUŞÇU(1403-1474)
Fatih ve ilim
Hayatı boyunca ilme ve âlimlere çok değer veren Fatih'in sarayı ilmî müzakere ve sohbetlerin yapıldığı bir akademi gibiydi. Huzurunda âlimler rahatça oturup konuşabilirken, vezir-i âzam dâhil bütün devlet adamları ayakta beklerdi. Çok defa reisü'l-ulema sıfatıyla Molla Hüsrev'in başkanlık ettiği toplantılara Fatih'in başında ulemâ sarığı, sırtında da "binişi"yle (âlimlere mahsus kıyafet) iştirak ettiği bilinmektedir.

Fatih ayrıca İstanbul'a Doğulu ve Batılı âlimleri davet etmiş, bu hususta hiçbir fedakârlıktan kaçınmamıştı. Nitekim 15. yüzyılın en büyük astronomi ve matematikçisi olan büyük âlim Ali Kuşçu'yu İstanbul'a davet etmiş ve kendisini 200 akça yevmiye ile Ayasofya Medresesi'nde müderris olarak vazifelendirmişti. Hâlbuki o devirde kıdemli bir müderrisin yevmiyesi 50 akçeydi. Fatih, Batılı bilim adamlarıyla da ilgilenmekteydi. Bu bilginlerden Filozof Amirutzes ile İtalyan arkeologu Anconalı Cyriacus, ünlü ressam Gentili Bellini davet edilenler arasındaydı.

İstanbul'un fethiyle Bizanslı bilginlerin burayı terk ederek İtalya'ya gittikleri ve burada Rönesans'ın başlangıcına önderlik ettikleri söylenmektedir. Aksine Fatih'in gayretleri ile İstanbul'un ilim adamları için çok cazip bir ortam hâline geldiği görülmektedir.

11 Ekim 2012 Perşembe

Ali İbn Rıdvan



Ali İBN RIDVAN(Avrupa’ya tedavi metotlarını öğretenlerden birisi)(998-1068)

Mantık, tabiat bilimleri, astronomi, metafizik ve tıp alanında ilerledi. Sokaklarda yıldız falına (astroloji) bakarak, tıp dersleri ve tedavi yöntemleri öğreterek geçim sıkıntısını gidermeye çalıştı.
Otuz iki yaşına gelince şöhreti ve geliri çok artmış, Halife Müstansır-billah tarafından saray hekimliğine tayin edilince ciddi bir servet sahibi olmuştu.
Haçlı seferlerinin kışkırtıcı vaizlerinden Clairwaux’u Bernhard (1090-1153) şöyle diyordu:
“Kurtuluşumuzu, ilaçlar kullanmak suretiyle tehlikeye atmak size yakışmaz.”
Bu ilkel zihniyet, o tarihlerde tüm kilise mensuplarına yerleşmiş bir kanaat, hatta kesin bir kuraldı. Bu konuda kanun ve kararname çıkaran kilisenin hükmü şöyle idi:
“Ruhun sağlığı vücudu korumaktan daha önemlidir. Onun için hasta, ateş içinde kıvransa bile, günahlarını itiraf etmeden doktor isteyemez… Rahip-papaz hastaya giderek ona takdis olunmuş su serpip, duada bulunmalıdır. Ona açıkça günahlarını söyletmelidir. Bu açıklama yaptırılmadan tedavi söz konusu olamaz. Buna uymayan doktorlar kilise tarafından aforoz (Hıristiyanlıktan kovulma) edilir.”

6 Ekim 2012 Cumartesi

Akşemseddin


Akşemseddin (1390-1459)
Şemseddin Muhammed bin Hamza, yani Fatih'in hocası, âlim ve mutasavvıf Akşemseddin, "Akşeyh" adıyla şöhret kazanmış olan Akşemseddin, Hacı Bayram Veli'ye intisab etmiş ve bir süre Hacıbayram Camii'nin çilehânesinde çile çıkarmıştır.Soyu, hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk'a ulaşır. Hacı Bayram-ı Velî'nin, ona; '"Beyaz (ak) bir insan olan Zeyd'den, insan cinsinin karanlıklarını söküp atmakta güçlük çekmedin." demesi sebebiyle, "Akşemseddîn" lakabı verilmiştir. Saçının, sakalının ağarması ve ak elbiseler giymesi sebebiyle"Akşemseddîn" denildiği de rivâyet edilmiştir.
Akşemseddin, şeyhi Hacı Bayram Veli'nin vefâtıyla irşad makamına geçmiştir. İstanbul'un fethi sırasında Fatih Sultan Mehmed'in yanında fethin manevî cephesini temsil eden büyük veli, muhasaranın en sıkıntılı zamanında ordunun maneviyatını diri tutmuştur. Akşemseddin, fethin en önemli simgesi olan Ayasofya'nın camiye dönüştürülmesi sırasında burada ilk Cuma namazı hutbesini okumuştur. O, İstanbul'un asırlar süren fetih rüyasını gören bahtiyarlardandır. Akşemseddin, hem fethe katılmış ve hem de fethin gerçekleştiğini görmüş, asırlarca birçok İslâm ordusunun muhasaraya aldığı, ama belki de vakti gelmediği için bir türlü fethetmeye muvaffak olamadığı İstanbul'un, artık bir İslâm beldesi olmasında önemli rol oynamıştır.

2 Ekim 2012 Salı

Ucuz Haber


UCUZ HABER

Günümüz basınında öyle haberler görmeye başladık ki insanlar artık her olayın haber niteliğinde olduğunu zannetmeye başladılar. Bildiğiniz üzere bugün Ak Parti 4.Olağan Kongresi yapıldı. Kanaatime göre bizim bu kongre ile ilgili haber sitelerinde görmemiz gereken yazılar başbakanın konuşmasında verdiği mesajlar, hükümetin ileriye dönük politikaları ile ilgili çıkarımlar,dış devletlerden gelmiş devlet erkanın yaptığı söylemler olmalıydı. Ancak bazı sitelerde öyle haberler gördüm ki halimize güleyim mi ağlayayım mı bilemedim. Bu konuda bir örnek vereyim isterseniz. Milyonlarca üyesi ve takipçisi olan bir sitenin haberi başbakanın üzerindeki gömleğin markasına takmış. Burada amacım Ak Parti çok iyi çalmıyor çırpmıyor demek o zümreyi savunmak olmadığı gibi yıpratma amacım da yok. Ülkemizde her birey başına geçmesini istediği partiye oyunu verir bunda da herhangi bir baskı altında olması mümkün değildir. Demokrasinin gereği budur. Burda benim dikkati çekmek istediğim nokta başka hiç  yazacak bir haber niteliğinde olay yok muydu? Bugün ülkemizde birçok zengin insan var.