Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Kültür Topluluğu'nun Blog Sayfasına Hoşgeldiniz. Hoşça vakit geçirmeniz dileğiyle...
Arkadaşlar Facebook Grubumuza da bekleriz.

19 Temmuz 2012 Perşembe

El Sanatları


EL SANATLARI
      



KEÇECİLİK:

Eskiden insan gücü ile hamamda pişirilerek yapılan keçe, bugün makinalarda pişirilerek yapılmaktadır. Yapılan keçeye, yapan ve yaptıran kişilerin adları yazılmakta, keçelerin üzerine mavi, kırmızı, yeşil renklerden meydana gelen motif ve şekiller işlenmektedir. Demiryolu, göbek, yıldız, tavan, ay yıldız Afyon keçelerinin üzerine işlenen motiflerden bazılarıdır. Keçe çeşitlerinin bazıları şunlardır: Kepenek, nakışlı keçe, bebe keçesi, belleme, fes, mevlevi sikkesi, yelek, at keçesi, seccade. Geçim kaynağı keçecilik olan ve keçelerini eski usûl ile yapan keçeci esnafı bu uğraşını "Keçeciler Çarşısı"nda sürdürmektedir.

      

KOŞUMCULUK:

Afyon'un kökü çok eskilere dayanan el sanatlarından biridir. Atların arabaya koşulması için gerekli olan amut, paldım, dizgin, şeker, ok kayışı, sırım gibi deri ürünlerinin yapımı ile uğraşan bir el sanatı dalıdır. Afyon'daki koşumcular, kasaplardan aldıkları manda (camız) derilerini şapladıktan sonra, kayış haline getirmekte ve daha sonra koşum eşyalarını yapmaktadırlar. Koşumların üzerine dökümden yapılmış saçak ve püsküller süs için konulmaktadır. Koşumculuğa olan ilgi bugün yok denecek kadar azdır.


Kürşat Destanı

Büyük Göktürk Devleti yıkılmış,Türkler dağıtılmış, kalanlar tamamen Çinin esaretine girmiştiler.Büyük oyunlarla,büyük hilelerle koca Türkistan Çin esaretine girmişti.Çinliler yavaş yavaş
himayesi altındaki Türklere Çin adetleri aşılıyor, Çin elbiseleri giydiriyo,Çimce konuşturuyor ve onlara Türklüklerini unutturmaya çalışıyorlardı...
Hakaniyet ailesinden kalan tek kişi Göktürk Prensi de Çin de esir durumundaydı...

Tang İmparatorluğu'nun baş muhafızı olan Kürşad ve onun 40 korkusuz dostları Çin'de esir tutulan Göktürk Prensi'ni alarak Türk Birliğini yeniden kurmak için harekete geçtiler.Önce Çin Kralı esir edilecek daha sonra takas ile Göktürk Prensi alınacaktı.

Çin kralı bazı geceler şehri dolaşmaya çıkardı.Ancak o gün yoğun fırtına yüzünden çıkmamıştı.Ama Kürşad'ın da kaybedeceği zaman yoktu...Çünkü en ufak bir anlaşmazlıkta Çinliler Bu İhtilal'in haberini duyacak ve bunu binlerce Türk öldürerek geçiştirecekti.

18 Temmuz 2012 Çarşamba

Yavuz Sultan Selim


yavuz sultan selim
Sanma şahım -herkesi sen -sadıkane- yâr olur
Herkesi sen -dost mu sandın -belki o- ağyâr olur
Sadıkane -belki o -âlemde bir -dildâr olur
Yâr olur, -ağyâr olur, -dildâr olur,-serdâr olur 
Lakabı olan yavuz'un anlamı azgın köpektir. bu hakaret için değildir. kendisinin ne kadar asabi, kanı kaynayan, tuttuğunu koparan, çabuk parlayan biri olduğunu ifade eder.
Tarihte sura çölünü geçen iki tane ordu vardır. birisi yavuz sultan selim in ordusu diğeri ise bundan tam 300 yıl sonra teknolojinin en üst seviyelerinde bu çölü geçebilmiş bir ordu.

sura çölü geçilmezdir,imkansızdır, kuraktır.. yürümek mi? yürüyerek geçilir mi? aklın bile almadığı bir yöntemdir. ne var ki yavuz sultan selim in ordusu bu çölü yürüyerek geçmiştir.
sultanımız önde askerlerine yol göstermekte.. ve bir müddet sonra atından inmekte.

Sultan II. Bâyezid


Sultan II. Bâyezid, Sahilde gezintiye çıkmıştı. Denizin mavi sularına bakarak ilerlerken bir aralık burnuna çok güzel kokular gelmeye başladı.
Yanındakilere:
- Bu güzel kokular nerden geliyor? diye sordu.
Paşalardan biri şu cevabı verdi:
- Devletlû Padişahım, İstanbul'un fethi sırasında yaralanarak gazi olan bir yiğit vardı. Ak sakallı, nur yüzlü bir ihtiyar... Bugün kendisine Gül Baba denilmektedir. Ağaçları, çiçekleri çok sever. Bütün bu gördüğünüz yamaçları güllerle, türlü türlü çiçeklerle donattı. Bu hoş kokular, işte o zâtın bahçesinden geliyor..."
Bu haber padişahın hoşuna gitmişti.
- Merhum babamın bu gazi askerini ziyaret etmek isterim. Ayrıca, yaşına rağmen yaptığı bu faydalı işten dolayı, kendisini taltif etmek de iyi olur" dedi.
Padişah ve yanındakiler, Gül Baba'nın kaldığı kulübeye doğru yürüdüler. Zaten kulübe de birkaç yüz metre ilerde idi. Gül Baba onları ayakta karşıladı. Padişahla aralarında şu konuşma geçti:
- Savaşta bastığı yeri sarsan, barışta oturduğu yeri gül bahçesine çeviren yiğit asker sen misin?"
- Siz öyle diyorsanız, öyledir Sultanım. Sizin iltifatınıza nâil olmak benim için büyük bir şereftir."
Bu konuşmadan sonra, Padişah atından inip kulübeye girdi. Gül Baba'nın utana sıkıla gösterdiği sakince bir minderin üzerine bağdaş kurup oturdu. Bir müddet istirahat etti. Gül Baba'nın sunduğu şerbeti içtikten sonra, ona şöyle dedi:

Sarı Çizmeli Mehmet Ağa

SARI ÇİZMELİ MEHMET AĞA



Önce, Barış Manço'ya rahmetle şu mısraları okuyalım:

Yaz dostum! Yoksul görsen besle kaymak bal ile
Yaz dostum! Garipleri giydir ipek şal ile
Yaz dostum! Öksüz görsen sar kanadın, kolunu
Yaz dostum! Kimse göçmez bu dünyadan mal ile
Yaz tahtaya bir daha/Tut defteri kitabı
Sarı Çizmeli Mehmet Ağa/Bir gün öder hesabı

Evet! Hesabı öde(me)yen Sarı Çizmeli'nin hikâyesi şöyle: Sarı çizmenin moda olduğu bir zamanda, İzmir eşrafından birisi, uşağını çağırıp tembih etmiş:

— Bak a efendi! Aydın'dan Mehmet Ağa isminde birisi gelecek. Harman zamanında sarı çizme alması için on dört akçe vermiştim. Borcunun vadesi geldi, bugün defterden borc­unu sildim. Şimdi faytona bin, doğru istasyona! Uzun boylu, orta yaşlı, efe bıyıklı biridir, hemen tanırsın.

3 Temmuz 2012 Salı

Kuşlar da Kaderle Uçar

Çocuklar
Kurtulamazlar yanaklarına konan yaradan
Olmadık anda bırakılırlar
Sonra
Nice sonra
Hatta bazen karanlıklarına uzanırlarken kadar sonra
Üzerinde gözyaşı izleri
Senelerin izleri ile yol yol kalmış yanakları
Mahzun yayılır
Ancak görünür güzel dişleri

Ve 'kuşlar da kaderle uçar'

Cahit Zarifoğlu

1 Temmuz 2012 Pazar

Kanunî Devrinde Devlet İdaresi Nasıldı?


 Kanunî devrinde devlet idaresi çok sıkı bir nizâm altındadır. Memurların terfi, tayini, azli ve yer değiştirmesi padişahın bile bizzat riayet edip ihlalinden büyük dikkat gösterdiği bir takım mevzuata tabidir.
Memuriyetlerin verilmesinde ehliyet ve iktidardan başka hiçbir şeye kıymet verilmediği ecnebilerin ve hatta düşmanların bile itirafıyla sabittir. Kanunî’nin son devirlerinde senelerce  Türkiye’de bulunmuş olan meşhur Avusturya sefiri Busberg diyor ki:
“… Tek bir kişi yoktu ki sahip olduğu rütbeyi kendi liyakat ve cesaretine borçlu bulunmasın. Hiç kimse filanın neslinden, filan, falanın soyundan gelmiş olmakla diğerlerinden yüksek bir mevkiye çıkamaz. Herkesin vazife ve memuriyeti ne ise ona göre itibar edilir. …
Sultan herkese memuriyet ve vazifesini bizzat tevcih eder. Bunu yaparken ne zenginliğe, ne anadan doğma, babadan gelme asalete bakar, ne de boş ricalara, istirhamlara, ne tavsiyelere… Bir adamın sahip olabileceği, nüfuz ve şöhreti hiç nazarı itibara almaz. Yalnız liyakatle dirayete bakar, karakter arar, fikrî kabiliyet ve istidadı düşünür. İşte herkes istidat, kabiliyet, bilgi, ahlâk ve karakterine göre bir işe tayin edilir.