Sayfalar
Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Kültür Topluluğu'nun Blog Sayfasına Hoşgeldiniz. Hoşça vakit geçirmeniz dileğiyle...
Arkadaşlar Facebook Grubumuza da bekleriz.
20 Ağustos 2012 Pazartesi
19 Ağustos 2012 Pazar
İtidalli Bir Yenilikçi: 3. Selim
28. Osmanlı Padişahı 3. Selim, 24 Aralık 1761'de
Sultan 3. Mustafa ve Mihrişah Sultan'ın ilk oğulları olarak Topkapı
Sarayı'nda dünyaya gelmiştir. Osmanlı saray âdetleri gereğince, doğan
ilk şehzade için yapılan kutlamalar hep büyük ve coşkulu olduğu için 3.
Mustafa da, oğlu Selim'in dünyaya gelişini yedi gün yedi gece devam eden
şenliklerle kutlamış, hayırlı ve mutlu bir hayat sürmesi için dualar
ettirmiştir. Özellikle padişahların 36 yıl boyunca (1725–1761) hiç erkek
çocuklarının (şehzâde) olmaması, bu coşkulu kutlamalara yüklenen mânâyı
daha iyi anlatmaktadır.
3. Selim beş-altı yaşlarına geldiğinde önce İncili Köşk önünde yapılan bir törenle (Bed'i Besmele) derse başlamış, akabinde kendini ilim adamlarının rahle-i tedrisinde bulmuş, başta İslâmî ilimler olmak üzere oldukça iyi bir eğitim almış, öğrendiklerini tam bir hâl dili hâline getirmiştir. Arapça ve Farsçayı çok iyi öğrenmiş, İslâmî ilimlerde kendini sürekli yenilemiştir. Babası 3. Mustafa ıslahat ve yenilik hareketlerini hayata geçirirken oğlu Selim'i de yanında bulundurmuş, onun devlet işleyişine alışmasını temin etmeye çalışmıştır. Ayrıca aldığı eğitimler neticesinde iyi bir hattat, iyi bir binici, kılıç sallamakta ve ok atmada oldukça kabiliyetli bir şehzâde olarak temayüz etmiştir. Tahta çıkınca bastıracağı "sahihü'l-ayar" sikkelerinin desenlerini bile çizmiştir. Bu durum, devlet işlerini ne kadar ciddiye aldığını göstermektedir.
3. Selim beş-altı yaşlarına geldiğinde önce İncili Köşk önünde yapılan bir törenle (Bed'i Besmele) derse başlamış, akabinde kendini ilim adamlarının rahle-i tedrisinde bulmuş, başta İslâmî ilimler olmak üzere oldukça iyi bir eğitim almış, öğrendiklerini tam bir hâl dili hâline getirmiştir. Arapça ve Farsçayı çok iyi öğrenmiş, İslâmî ilimlerde kendini sürekli yenilemiştir. Babası 3. Mustafa ıslahat ve yenilik hareketlerini hayata geçirirken oğlu Selim'i de yanında bulundurmuş, onun devlet işleyişine alışmasını temin etmeye çalışmıştır. Ayrıca aldığı eğitimler neticesinde iyi bir hattat, iyi bir binici, kılıç sallamakta ve ok atmada oldukça kabiliyetli bir şehzâde olarak temayüz etmiştir. Tahta çıkınca bastıracağı "sahihü'l-ayar" sikkelerinin desenlerini bile çizmiştir. Bu durum, devlet işlerini ne kadar ciddiye aldığını göstermektedir.
Medeniyetler ve Oluşumları
MEDENİYETLER ve OLUŞUMLARI

Tarih boyunca, dünya üzerinde çeşitli medeniyetler kurulmuştur. Son yapılan sosyolojik araştırmalara göre, dünya üzerinde var olan medeniyetlerin esasen sınırlı kökenlere dayandığı tespit edilmiştir. Peki, medeniyet denince akla ne gelmelidir? Medeniyet, kısaca, bir toplumun ürettiği sanat,bilim,kültür vs. gibi insani unsurların ,o topluma,o toplumun yaşantı tarzına has bir biçimde uyum sağlamasıdır. Yani, her toplumun, her devletin kendine has bir medeniyet anlayışı olabilir; fakat bazı medeniyetler benzerdir ve bu medeniyetlerin dayandıkları ortak kökenler mevcuttur. Coğrafi koşullar, insanın yaşam tarzı üzerinde çok önemli bir faktör olduğu için, toplulukların yaşam tarzlarını ve anlayışlarını belirleyen ana faktörlerden biri de o toplumun bulunduğu coğrafyadır.
Tarihin bilinen en eski devirlerinden itibaren, kavimler; birbirleri ile karışmışlar, topluluklar oluşturmuşlar ve neticede günümüzdeki modern anlamıyla milletleri meydan getirmişlerdir. Her kavim, yönetim altına aldığı kavimi etkilemiş; aynı zamanda da o kavimden de etkilenmiştir. Tarih boyunca süren bu etkileşimler nihayetinde günümüz dünyasını oluşturan bir medeniyetler çatışması yaratmıştır. Bugün, evrensel olarak bildiğimiz çoğu kültür dalı, çeşitli etkileşimler sonucunda meydana geldiği için, belirli bir topluma atfedilemez. Kültür ve sanat, coğrafi koşullardan ve her türlü açık görüşten etkilenebildiği için çağımızın en tartışılan sorunlarından biri olmuştur. Kurucu ve yöneten sıfatını taşıyan iktidarı elinde bulunduran milletlerin kendi isimleri altında düşünülen kültür, esasen tarih boyunca birçok toplumdan miraslar devir alarak bugünkü haline ulaşabilmiştir. Günümüz dünyasında şekillenen yeni demokrasi anlayışlarıyla, dünya, gelecekte yepyeni bir hal alacakmış gibi görünüyor, fakat tarihi sorgularken günümüz anlayışı ile bakarsak hata etmiş oluruz. Neticede, tarihi ve diğer unsurları şekillendiren öncelikle güçlü ve istikrarlı toplumlardır.
Tarih boyunca, dünya üzerinde çeşitli medeniyetler kurulmuştur. Son yapılan sosyolojik araştırmalara göre, dünya üzerinde var olan medeniyetlerin esasen sınırlı kökenlere dayandığı tespit edilmiştir. Peki, medeniyet denince akla ne gelmelidir? Medeniyet, kısaca, bir toplumun ürettiği sanat,bilim,kültür vs. gibi insani unsurların ,o topluma,o toplumun yaşantı tarzına has bir biçimde uyum sağlamasıdır. Yani, her toplumun, her devletin kendine has bir medeniyet anlayışı olabilir; fakat bazı medeniyetler benzerdir ve bu medeniyetlerin dayandıkları ortak kökenler mevcuttur. Coğrafi koşullar, insanın yaşam tarzı üzerinde çok önemli bir faktör olduğu için, toplulukların yaşam tarzlarını ve anlayışlarını belirleyen ana faktörlerden biri de o toplumun bulunduğu coğrafyadır.
Tarihin bilinen en eski devirlerinden itibaren, kavimler; birbirleri ile karışmışlar, topluluklar oluşturmuşlar ve neticede günümüzdeki modern anlamıyla milletleri meydan getirmişlerdir. Her kavim, yönetim altına aldığı kavimi etkilemiş; aynı zamanda da o kavimden de etkilenmiştir. Tarih boyunca süren bu etkileşimler nihayetinde günümüz dünyasını oluşturan bir medeniyetler çatışması yaratmıştır. Bugün, evrensel olarak bildiğimiz çoğu kültür dalı, çeşitli etkileşimler sonucunda meydana geldiği için, belirli bir topluma atfedilemez. Kültür ve sanat, coğrafi koşullardan ve her türlü açık görüşten etkilenebildiği için çağımızın en tartışılan sorunlarından biri olmuştur. Kurucu ve yöneten sıfatını taşıyan iktidarı elinde bulunduran milletlerin kendi isimleri altında düşünülen kültür, esasen tarih boyunca birçok toplumdan miraslar devir alarak bugünkü haline ulaşabilmiştir. Günümüz dünyasında şekillenen yeni demokrasi anlayışlarıyla, dünya, gelecekte yepyeni bir hal alacakmış gibi görünüyor, fakat tarihi sorgularken günümüz anlayışı ile bakarsak hata etmiş oluruz. Neticede, tarihi ve diğer unsurları şekillendiren öncelikle güçlü ve istikrarlı toplumlardır.
18 Ağustos 2012 Cumartesi
Osmanlının 'Kuş Evleri'
Osmanlı döneminin 'Kuş Evleri' yok oluyor
Osmanlı döneminde özellikle serçe, kumru, güvercin gibi
kuşların soğuk kış günlerinde barınması için cami, medrese, türbe, kilise ve
sinagogların dış cephesine yapılan ve zarif mimarileriyle göz okşayan kuş
evleri günümüzde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor.
Osmanlı'nın hayır kurumuna özel bir önem atfettiğini belirten Yılmaz, kuşların yuva yapması, soğuktan korunması amacıyla yapılan kuş evleriyle sevap işlemeyi de amaçladığını anlattı.
Yılmaz, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yer alan eserlerde görülen kuş evlerineİstanbul başta olmak üzere Edirne'den Doğu Beyazıt'a kadar birçok yerdeki yapılarda rastlandığını belirterek, kuş evlerinin, batıdaki kadar heykel ve kabartma kullanılmayan Osmanlı mimarisinin çok ağır başlı olan cephelerini de hareketlendirdiğini ve süslediğini kaydetti.
Baskı artıkça İran'la ortaklığımız da artıyor!
Baskı artıkça İran'la ortaklığımız da
artıyor!
Bu yıl kurulan yabancı ortak
sermayeli 2 bin 375 şirketin 554'ünde 107.4 milyon TL İran sermayesi bulunuyor.
Batı'nın ambargo baskısı arttıkça, hem Türkiye'deki İranlı ortak sayısı hem de
iki ülke arasında yüzyıllardır devam eden ticari ilişkiler artıyor
2012'nin ilk yedi ayında Türkiye'de
yeni kurulan İran
ortaklı şirket
sayısı geçen senenin aynı dönemine göre yüzde 53 artarak 554'e ulaştı. Türkiye
Odalar ve Borsalar Birliği'nin (TOBB)
verilerine göre toplam sermayesi 196.9 milyon TL olan bu şirketlerdeki
İran
sermayesi 107 milyon 353 bin TL oldu. Yeni kurulan şirketlerdeki
İran
sermayesi geçen yıla oranla yüzde 88 arttı. 2010 yılının ilk yedi ayında ise
kurulan 1.424 yabancı ortaklı şirketin
sadece 162 tanesinde İran
sermayesi bulunuyordu.Özellikle son 1 yıldır ABD ve İsrail'in kıskacına giren ve uranyum zenginleştirme programının barışçıl olduğuna Batı'yı bir türlü ikna edemeyen İran'ın ekonomisi ambargolara rağmen 2011'de yüzde 2.5, 2010'da ise yüzde 3.2 büyüdü. ABD'nin Türkiye dahil müttefiklerine uyguladığı baskı ve Mahmud Ahmedinejad yönetiminin Suriye'deki kargaşa yüzünden Ankara'yı sorumlu tutmasına rağmen yüzyıllardır devam eden Türkiye-İran ticari ilişkilerinden bir yakınlaşma gözleniyor.
Minos Uygarlığı(Girit)
Girit Uygarlığı ya
da Minos Uygarlığı, Tunç Çağı'nda bugün Yunanistan'a bağlı olan, Ege Denizi
içindeki Girit Adası'nda, MÖ yaklaşık 3500'lerde doğmuş bir uygarlıktır. Minos
Uygarlığı, MÖ 2700 ile 1450 yılları arasında en parlak dönemlerini yaşadı ve
yavaş yavaş eski gücünü yitirmesinin ardından Girit üzerinde Miken kültürü
baskınlaşmaya başladı.
Girit Uygarlığının
tüm dünyada yaygın olarak kullanılan bir adı olan Minos terimi, ülkenin
mitolojik kralı Minos'tan esinlenerek İngiliz arkeologlar tarafından türetilmiş
ve daha sonra köklü bir biçimde yerleşmiştir. Ancak Giritlilerin bu dönemde
kendilerini ne olarak adlandırdıkları bilinmemektedir. Eski Mısır kaynaklarında
Keftiu, Sami dillerindeki Kaftar ve Suriye'deki Mari kentinde bulunan
yazıtlarda Kaptara olarak geçen bir yer adının Girit Adası'na ait olduğunu
sanılmaktadır. Girit Uygarlığı'nın dağılmasından sonra ortaya çıkan Odysseia
destanında Homeros, Girit'in yerlilerini Eteokritiki (Yunanca: Ετεοκρητική,
Gerçek Giritliler) olarak adlandırmıştır. Bunların, Girit Uygarlığı'nın
yıkılması ile Miken Uygarlığı'nın oluşması arasındaki süreçte, önceden adada
yaşayan Giritlilerin torunları olduğu sanılmaktadır.
Girit sarayları
adadaki arkeolojik kazı çalışmaları sonucu ortaya çıkarılmış en önemli en
bilinen yapı türleridir. Bu saraylar, arkeologlar tarafından gün yüzüne
çıkarılan pek çok belgenin söylediklerine göre yönetim işlerinin halledildiği
noktalardı. Bugüne dek adada bulunan ve toprak altından çıkartılan her bir
sarayın kendine özel bir özelliği vardır ve hiçbiri birbirine benzememektedir.
Ancak kendilerini diğer yapılardan ayıran ortak özelliklere de sahiplerdir. Her
bir saray, iç ve dış merdivenler ile ulaşılabilecek çok katlı yapılardır.
Sarayları oluşturan ögeler arasında kuyular, çok büyük kolonlar, depo ve
kilerler ile geniş avlular da vardır.
Uzaya gidene 20 milyon TL teşvik!
Uzaya gidene 20 milyon TL teşvik!
Devlet, uzay ve havacılık için
Ar-Ge teşvik üst limitini 20 milyon TL, bilişim için ise 10 milyon TL olarak
belirledi. Teşvikler bir kerede değil, dilimler halinde verilecek
3 DİLİMDE VERİLECEK
Teşvikler, Ar-Ge çalışmasının gerçekleşmesine göre dilimler halinde verilecek. Çalışmanın belli bir aşamasında teşvik tutarının yüzde 20’si serbest bırakılacak. Daha sonra ek yüzde
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)