Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Kültür Topluluğu'nun Blog Sayfasına Hoşgeldiniz. Hoşça vakit geçirmeniz dileğiyle...
Arkadaşlar Facebook Grubumuza da bekleriz.

31 Ağustos 2012 Cuma

Klasik Türk Müziği bestecisi Udî Selâhaddin Bey


Selahattin Pınar, (d. 22 Ocak 1902, Denizli - ö. 6 Şubat 1960, İstanbul), Klasik Türk Müziği bestecisi, udi ve tamburidir. Eserleri genelde melankolik bir havaya sahiptir.
Hayatı
Babası Denizli Milletvekili Sadık Bey'dir. Aslen Denizlili olup babası Sadık Bey'in görevi nedeniyle henüz 3 yaşındayken İstanbul'un Altunizade semtine taşınmışlardır. Babasının karşı çıkmasına rağmen 12 yaşında ud çalarak musikiye başladı. Dönemin önemli bestekârlarından ders alan Selahattin Pınar ileriki yıllarda tanbur sazına geçti. "Üsküdar Musıkî Cemiyeti" adını alacak olan "Darü'l-Feyz-i Mûsıkî"nin kurucuları arasında bulundu. Burada Telgrafçı Ata Bey, Udî Sami Bey, Tanburî Cemil Bey'in öğrencilerinden Kadıköylü Fuad Bey gibi kimselerle ciddi çalışmalar yapılırdı. Üsküdar Mûsıkî Cemiyeti olduktan sonra bu çalışmalara Necati Tokyay, Emin Ongan, Şükrü Tunar, Hâfız Burhan ve daha nice isim yapmış ve yapacak olan sanatkârlar katılmıştı. Bestenigâr Ziya Bey, Mızıkalı Celâl Bey, Udî Sami Bey, Hanende Hüsameddin Bey, Kâzım Uz ve Ali Rifat Çağatay hoca olarak görev yapıyordu.

30 Ağustos 2012 Perşembe

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI TÜM DÜNYAYA KUTLU OLSUN!


30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI TÜM DÜNYAYA KUTLU OLSUN! 
 
Attila İlhan,bir şiirinde  diyor ki: ‘’ Gecenin arkasında bir yerde,
Ufaldıkça gaz lambaları,
Nehrin omuzlarına yaslanıp 
yaşlı ve dindar,
Renkli Büyük Taarruz Atatürk Kocatepe'ye çıkarken Yalnızlıktan soğumuş dağlar,
Kalpaklı bir süvari dolaşırmış
gizlilerde,
       Köylüler böyle diyorlar   
yatsıları..
Kemal Paşa'dır diyorlar...’’
 

O kalpaklı süvari, 26 Ağustos sabahı sabah 05:00 sularında, Kocatepe’de kırbacını şaklattı ve keskin gözleriyle ufka doğru baktı. Zafere ulaşma süresi 15 gün diye planlanmıştı. Yunan ordusu ise, savunma mevzilerinin dört aydan fazla dayanabileceğini düşünüyordu. Fakat, o sarışın kurt, o kadar kararlıydı ve milletine o kadar güveniyordu ki, müthiş bir azim ve kararlılıkla topların gürlemesi için emrini verdi. Türk ordusu çok uzun zamandır taarruz etmemişti. Bu millet makus talihini yenmek için düşmana karşı kazma kürekle bile direnmişti. Şimdi başlarında kararlı bir lider de vardı. Bu liderin önderliğinde, kimse günlük dertlerini hatırlamıyordu bile. Vatanın her karış toprağı üzerindeki tüm insanlar, birbirine o derece bağlıydı ki, düşmanın bu bağı koparabilmesine imkan yoktu. Bu zor şartlar altında, zafere inanan ve medeni bir yapıya kavuşmak isteyen Türk milleti, gözünü bir dakika bile kırpmadan bir yandan ölüme bir yandan da hürriyete koştu. Çünkü; hürriyeti o kadar çok özlemişlerdi ki, tarih boyunca atalarının da her zaman hürriyete düşkünlüklerini bildikleri için, Mehmet Akif’in de dediği gibi, gömülemeyeceklerini çünkü tarihe sığamayacaklarını biliyorlardı. Yıllardır, analar bu kuzuları kınaladığı için evlerde kına, gönüllerde neşe mi kalmıştı? Bu millet bu zor şartlar altında tüm tarihe haykırdı: ‘’ Ya İstiklal ya ölüm!’’

Nâzım HİKMET- '26 Ağustos Gecesi -Akdeniz'e Varış '



Nâzım HİKMET/ Kurtuluş Savaşı Destanı'ndan

SEKİZİNCİ BAP



26 AĞUSTOS GECESİNDE SAATLAR
İKİ OTUZDAN BEŞ OTUZA KADAR
ve
İZMİR RIHTIMINDAN AKDENİZ'E
BAKAN NEFER
 

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Fuzûlî


Fuzûlî
Mehmed bin Süleyman Fuzûlî (Fużūlī d. 1483, Hilla - ö. 1556, Kerbela ya da Bağdat), Azeri-Türk divan şairidir. Asıl adı Mehmet bin Süleyman'dır. Türk Bayat boyundan  olduğu aktarılmaktadır. Türk şiirini önemli ölçüde etkilemiştir. Yedi Ulu Ozan'dan biri kabul edilir.
Hayatı
Ailesi göçebe hayatı bırakıp günümüzdeki Irak bölgesine yerleşmiş olan Oğuzların Bayat boylarındandır. Fuzûlî; ne kadar kesin bilinmese de 1483 yılında Akkoyunlular zamanında şimdiki Irak'ta Kerbela veya Necef'de veya Kerkük iline bağlı Kale semtinde doğduğu tahmin edilir.
Fuzûlî iyi bir eğitim almak için ilk önce Hillah şehirinde müftü olan babasından, ve daha sonra Rahmetullah adındaki bir öğretmenden eğitim görmüştür. Daha sonraki öğrenimi hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte; eserlerinden İslamî bilimler ve dil alanında çok iyi bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca Su Kasidesi'nin 2. beytinde; "Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem" "Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su" diyerek astronomi bilgisinin de iyi olduğunu ortaya koymuştur.

28 Ağustos 2012 Salı

MEVLANA: SENİN ŞANINA SADECE GELMEK YARAŞIR!

MEVLANA: SENİN ŞANINA SADECE GELMEK YARAŞIR!


Davalar, düşmanlıklar, kavgalar yok

İçki, eğlence, tad sarmış şehrimizi.
Elinde bir kadeh var her sarhoşun.
Kimi doymuş, rahat, kendinde.
İçkiye doğru koşmakta kimi.
Gürül gürül süt ırmağı bir yanda,
Bir yanda gürül gürül bal nehri.

Pek acayip bir şey bu:
Bir şehirde padişah bir tane olurdu,
Gökyüzünde ay bir tane.
Bu şehir padişahlarla dolu,
Gökyüzü aylarla, zuhallerle.

Yalnızlık - A... - Yavuz Bülent Bakiler

GECE YARISINDA BİR YALNIZ ADAM

Bir garip kimseydin bu şehirde,
Sevmezdin her akşam oturup içenleri.
Ve kimse bilmezdi o zamanlar
Düğüm düğüm içinden geçenleri.

Bir esmer kız severdin şiirler gibi,

Minyatürler gibi ince.
İçin içine sığmazdı, konuşamazdın
Çıkıp yanına gelince.

Efkârını dağıtmıyor şimdi her gece

Ard arda içtiğin sigara.
Ve başıboş akan ırmaklar gibi,
Dalıp dalıp gidiyorsun yollara.

Bütün sevdiklerin bırakıp gitti

Yapayalnız kaldın artık.
Dokunsalar, ağlarsın çocuklar gibi
Büyüdü gözlerinde yalnızlık.

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Erdal Doğan - Osmanlı hakkında ezberler bozulacak

Osmanlı hakkında ezberler bozulacak

"İstanbul, resmi elçilerin dışında yabancı ülkelerde ajan ve casuslar da çalıştırıyordu.

Osmanlı hakkında ezberler bozulacak
Bu casusların bir kısmı ikili ajanlık yapsa da, diğerleri hayatları pahasına da olsa padişaha sadık kaldılar."(sf.81)

Osmanlı ordusu hakkında doğru bilinen yanlışlar

ABD'de Osmanlı, Avrupa ve Ortadoğu tarihi üzerine dersler veren Macar tarihçi Gabor Agoston, Osmanlı'da Strateji ve Askerî Güç adlı kitabında, bu büyük imparatorluğu Avrupa bağlamında ele alıyor.

Oryantalist ve Avrupa merkezli görüşe göre gücünün doruğundaki Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa üstünlüğü ve gelişen teknolojik gelişmeler karşısında modernleşmeyi başaramayıp gerilemeye başlamıştı. İleri sürülen tüm bu tezlere göre, Osmanlılar "muhafazakâr" oldukları için dünyada meydana gelen dönüşüm sürecine mesafeli kalmayı tercih ediyor, bu da "teknolojik bir gerilik" olarak tezahür ediyordu.