Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Kültür Topluluğu'nun Blog Sayfasına Hoşgeldiniz. Hoşça vakit geçirmeniz dileğiyle...
Arkadaşlar Facebook Grubumuza da bekleriz.

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Barok Sanat

BAROK SANAT
17. yüzyılın başında Avrupa’da yepyeni bir sanat üslubunun doğduğuna tanık olunur. Bu yeni üslup, Rönesans üslubundan ayrı, hatta ona tümüyle karışt bir sanat üslubudur. Sanat tarihçileri, yalnız resim, heykel ve mimarlığı değil, öteki sanat dallarını da kapsayan, temelde Rönesans’tan farklı, yeni bir dünya görüşüne dayanan bu üsluba “Barok Sanat” adını vermişlerdir. Barok sözcüğü, Portekizce “Barucca” sözünden gelir. Portekizce’de garip biçimli, eğri-büğrü incilere verilen bu küçültücü ad, aradan yüzyıl geçtiği halde Rönesans ilkelerine bağlılıkta direnen tutucu kişilerce konulmuştu. Batı sanatında her büyük akım, başlangıçta sert tepkilerle karışlaşmış, adlarını da çok kez böyle aşağılatıcı tanımlardan almıştır.
16. yüzyılın ikinci yarısına ortaya çıkan Maniyerizm, 250 yıllık Rönesans sanatına karış uyanan bir tepkinin sonucuydu. Maniyerizm, Rönesans’ın insanı ön plana alan, sıkı bir geometriye dayanan akılcı tutumuna karış çıkış, katılaşmaya yüz tutmuş kalıpları yıkmak eylemiydi. Barok sanatın oluşumunda Maniyerist tepkinin katkıları da yadsınamaz. Rönesans gibi bir Yeniçağ sanatı olan Barok sanatın da temel amacı görüneni gerçekte olduğu gibi inandırıcı bir biçimde vermekti. Natüralizm denilen bu tutumda amaç aynıydı, ama Barok sanatçı bu amacına Rönesans sanatçısından çok ayrı yollardan varmayı başarmıştır.

Puvatya Savaşı , Charlemagne(Şarlman-Büyük Karl) ve Charles Martel

Puvatya Savaşı , Charlemagne(Şarlman-Büyük Karl) ve Charles Martel

Puvatya Savaşı

Dosya:Steuben - Bataille de Poitiers.pngPuvatya Savaşı; Emevî halifeliğinin Endülüs Valisi Abdurrahman Gafiki komutasındaki bir İslâm ordusu ile Charles Martel komutasındaki Frank ordusu arasında yapılan savaştır (Ekim 732). İslâm ordusu 732 baharında Fransa'ya sefere çıktı ve Franklar karşısında çeşitli başarılar elde ederek Poitiers (Puvatya) kentini ele geçirdi. Dönüşte Poitiers ile Tours arasında Charles Martel komutasındaki Frank ordusu karşısında yenilerek geri çekildi. Charles Martel, bu zaferinden sonra Avrupa'yı İslâmlardan kurtaran bir kahraman olarak görüldü ve kendisine çekiç anlamına gelen "Martel" unvanı verildi.


Yahya Kemal Beyatlı-VUSLAT

VUSLAT

osmanli 7479Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar,
Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı,
Görmezler ufuklarda, şafak söktüğü anı...

Gördükleri ru'ya ezeli bahçedir aşka;
Her mevsimi bir yaz ve esen ruzgarı başka.
Bülbülden o eğlencede feryad işitilmez;
Gül solmayı; mehtab, azalıp gitmeyi bilmez...

Gök kubbesi her lahza, bütün gözlere mavi...
Zenginler o cennette fakirlerle müsavi;
Sevdaları hülyalı havuzlarda serinler,
Sonsuz gibi, bir fiskiye ahengini dinler. 




Bir ruh, o derin bahçede bir defa yaşarsa
Boynunda O'nun kolları, koynunda O varsa,
Dalmışsa O'nun saçlarının rayihasiyle,
Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle.

Bekleyen-Necip Fazıl Kısakürek

 













 
Bekleyen

                                                                           Sen kaçan ürkek bir ceylansın dağda
ben peşine düşmüş bir canavarım.
istersen dünyayı çağır imdada
sen varsın dünyada birde ben varım
seni korkutacak geçtiğin yollar
arkandan gelecek hep ayak sesim
sarıp vücudunu belirsiz kollar
enseni yakacak ateş nefesim
kimsesiz odanda kış geceleri
için ürperdiği demler beni an
deki odur sarsan pencereleri;
deki rüzgar değil odur haykıran
göğsümden havaya kattığım zehir
solduracak bir gül gibi ömrünü
kaçıp dolaşsan da sen şehir şehir
bana kalacaksın yine son günü
ölürsün kapanır yollar geriye
ben mezarla sırdaş olur beklerim
varılmaz hayale işaret diye
toprağında bir taş olur beklerim
Necip Fazıl Kısakürek

21 Ağustos 2012 Salı

TAHTA PARÇASI, AY ve YILDIZ


TAHTA PARÇASI, AY ve YILDIZ

Gaziantep’te yapılan bombalı saldırı sonucunda, çok sayıda vatandaşımız hayatlarından olurken, bu haksız ölümlerin sorumlusu olan örgüt ve örgüte destek veren sivil halk, zamanında kendilerinin maruz kaldığı ve haksız olduğunu düşündükleri acımasız yöntemleri kendileri de kullandılar ve insani duygulardan yoksun olduklarını göstermiş oldular. Yöneticiler de, prestij uğruna adım atmayı geciktirdikleri için, bu vebale biraz daha ortak olmuş oldular. Ne yapacağını bilemeyen, geleceğe çözüm için umutlu bakamayan bir grup vatandaş, sosyal paylaşım sitelerinde duyarlılıklarını sergilediklerini düşünürken; çözümü çok iyi bildiğini düşünen ve yetki kendilerine verildiği takdirde bu işi çözeceğini hatta sonsuza kadar bir daha sorun olmayacağını iddia eden bir grup vatandaş da, üzerinde kafa yormaya zahmet dahi edemediği çözüm düşüncelerini-sanki kırk yıllık tecrübe sahibiymiş gibi- bizlere lütfettiler. Ülkemizdeki vatandaşların belirli kesimlere ayrıldığı ve konu ile alakalı farklı, uç ve keskin düşüncelere hakim oldukları aşikardır. Terör yanlısı vatandaşlarımız ise, bir yandan hak ve özgürlük talep ederken, öbür yandan masum insanların öldürüldüğünü görüp, kafalarındaki özgür düşüncelerini, ağır basan saplanmış düşüncelere tercih edemiyor ve o an için de olsa doğruları yine söyleyemiyor. Bu olaylara bir ideolojinin zaferi olarak bakanlar, arada can verip giden binlerce masum insanı, ticarette alışveriş malzemesi olarak kullandıkları para olarak mı görüyorlar? Kim daha çok kan ve kemik kazanırsa o mu kazanmış olacak? Bu canı siz mi bahşettiniz ki, almaya cüret edebiliyorsunuz? İdeolojilerini desteklemek uğruna demokrasiden, insan haklarından ve Avrupa hukukundan söz eden ey halkım, siz konuştuğunuz ve vaat ettiğiniz onca hayallerinizi neden kullanmaktan çekiniyorsunuz? Vaat ettiğiniz demokrasi anlayışı ve o müthiş ve ütopik hukuk anlayışınız bu mudur? Unutmayınız ki, yalanlarla inşa ettiğiniz ve kullanmayı dahi bilmediğiniz o araçlar, zaten hiçbir zaman sizin olmamıştır. Gerçi, Avrupa’da ve tüm dünyada  , devir değiştiren ve yeni akımları ve fikirleri ortaya çıkaran hareketlenmeler, hep kanlı olmuştur. Dünya’da bunun birçok örneği mevcuttur, en yakın örnek de Arap baharı ve Suriye olaylarıdır. Devrim yapmayı silahlarla zanneden topluluklar, yapılan bu devrimlerim geleceğe nasıl bir katkı yapmasını bekliyorlar? Bir insan topluluğunun fikrini, belki o an için, silah zoru ile korkutarak, değiştirebilirsiniz; fakat gelecek vaat ettiğiniz bu insanlara verebileceklerinizi bilmeden, nasıl çok bilgiliymiş gibi konuşabiliyorsunuz? Kanla yapılan mücadeleler, gönüllere-akıllara-çıkarlara hizmet etmek zorundadır.; eğer bunlar göz ardı edilirse, bu tip hareketler hiçbir zaman başarılı olamaz. İşin içinde illa kan olacaksa, buradan çıkacak hak, demokrasi ve özgürlük vaatlerinin ne kadar ütopik olduğu görülebilecek vaziyettedir. Zira, demokrasilerde dahi, hep güçlü olanın sözü geçiyor; sanki zayıf olanın düşünecek beyni yok ve onun düşünceleri önemli değil. Saplantılı düşüncelerin hangi biri senelerdir bu dünyada hüküm sürüyor? 

Neyzen Tevfik

Dosya:Neyzen tevfik.jpgNeyzen Tevfik
Tevfik Kolaylı (24 Mart 1879[1][2] (Hicrî 1296[3]; 1880?[4]); Bodrum, Muğla - 28 Ocak 1953; İstanbul), ya da yaygın bilinen adıyla Neyzen Tevfik, taşlamalarıyla tanınan Türk neyzen ve şairdir. Taşlama kitaplarının yanı sıra, çeşitli taksimler ve saz semailerinin bestecisi olarak da bilinir.
Osmanlı döneminde istibdata karşı, Cumhuriyet yıllarında ise devrimlere karşı gelenlere karşı hicvini kullanmış; haksızlığa, yolsuzluğa ve yozlaşmışlığa karşı şiirler yazmıştır. Birçok defa tutuklanmış, ama kısa süre sonra serbest bırakılmıştır.
Bektaşi tekkesine mensup olmuş, hayatının büyük bölümünü İstanbul'da çeşitli hanlarda geçirmiştir. Son dönemlerinde Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde kendine ayrılan 21. koğuşta kalmıştır. 1930'larda kısa süreyle kendine bağlanan aylık haricinde düzenli bir geliri olmamıştır ve hayatı boyunca sara nöbetleri ile uğraşmıştır. Aynı zamanda rakı başta olmak üzere çok fazla içki içtiği bilinmektedir.
Hayatı
1879 yılının 24 Mart Pazartesi günü[1][2], kendi bir beyitinde belirtiğine göre Hicrî 1296 yılında[3], Muğla'nın Bodrum ilçesinde, Emine Hanım ve Hasan Fehmi Bey'in ilk oğlu olarak doğdu. Ahmet Şefik adında bir de kardeşi vardır. 'Kolaylı' soyadı, Soyadı Kanunu'nun çıkmasından sonra, babası Hasan Fehmi Bey'in Samsun'un Bafra ilçesine bağlı Kolay beldesinden olduğu için aileye aldığı soyadıdır.

20 Ağustos 2012 Pazartesi

Hannibal

Hannibal

Annibal ya da Hannibal, kartacalı general ve devlet adamı (İ.Ö. 247 – Bithynia 183), Hamilkar Barkas’ın oğlu. Romalılar’dan nefret edecek biçimde yetiştirildi, çok genç yaşta babasıyla İspanya’ya gitti. 221’de ordu tarafından şef ilan edildi, Hannon’un muhalefetine karşın Kartaca senatosu bu kararı onayladı. Roma’yı yıkmaya kararlıydı.

221’den 219’a kadar Ebro’nun batısındaki toplulukları sindirdi, zengin bir gümüş bölgesi olan Castulo’dan bir prensesle evlenerek topraklarını genişletti. Daha sonra Roma’nın müttefiki ve Marsilya’nın dostu olan Saguntum’a saldırarak (İ.Ö. 219) Roma ve Kartaca arasındaki antlaşmayı ihlâl etti; bunun kaçınılmaz sonucu olarak 2. Pön savaşı (İ.Ö. 218-201) başladı. Hannibal kardeşi Hasdrubal’ı İspanya’da bırakarak güçlü bir orduyla kara yolundan İtalya üzerine yürüdü.

Pön ülkesinden 100 bin asker ve 37 fille yola çıktı. Pireneler’i ve Alpler’i aşarken, daha Romalılar ile karşılaşmadan ordunun yarısını kaybetti. Ticino ve Trebbia’da Romalılar’ı yendi (218), büyük güçlüklerle Apenin’i aştı (orada bir gözünü kaybetti), Trasimeno (217) ve Cannae (216) zaferlerini kazandı, ama Roma yeniden lejyonlar oluştururken Campania’da oyalandı (Capua eğlenceleri).
211 ‘de, Romalılar Capua’yı kuşatırken Hannibal Roma’ya baskın yaparak onları şaşırtmak istedi; güçlüklerle dolu uzun bir dönemden sonra, Scipio’nun Afrika’ya çıkması üzerine Kartaca’ya çağrıldı (203) ve İtalya’yı terk etmek zorunda kaldı.